Matematik Aslında Tanrı’nın Kendisidir

Saygıdeğer okurlar; geçen hafta “Matematik aslında Tanrı’nın kendisidir.” temalı eserimin imajını ve kısa açıklamasını paylaşmıştım. Lakin matematik sözcüğünde bir kavram karışması olduğu izlenimi aldım. Dolayısıyla, şu kısa açıklamayı yapayım, dedim.

Benim bahsettiğim matematik, ebette insanın keşfettiği ve isim verdiği matematik değildir.

Kastettiğim şey; fizik yasaları da dediğimiz bizim ancak matematiksel yöntemlerle anlayabildiğimiz, doğada ki muazzam düzenin yapısı, kendisidir. Kaldı ki matematiği keşfeden insan türü, yaklaşık altı milyon yıl önce yaşam sahnesine çıktı. Ancak doğa yasaları her nasıl var oldu ise on dört milyar yıldır sahnede. Bu yüzden insanın kullandığı matematikten bahsetmediğim açıktır.

Burada bir sorun var; söz konusu bu matematik, zamanın başlangıcından itibaren evrendeki tüm olguları oluşturuyor, yani fiilen işin içinde ama kendisi evrene dahil değil. Çünkü fizik değil. İşte bana, matematiğin aslında Tanrı olabileceğini düşündüren bu durumdur.  

Ayrıca dikkat ederseniz, evrenin varoluşuyla ilgili Tanrı’ya atfedilen gerekli mucizevi güç ve düzen vericilik, aynen matematiğin yaptıklarıyla neredeyse birebir örtüşüyor. Dolayısıyla dediğim gibi matematik bizzat Tanrı’nın kendisi olabilir. Tabii bu yorumum sadece bir sanatsal çıkış değildir. Israrla bilimsel temellere oturtmaya çalıştığım bir yorumdur. Ayrıntıları bu konulardaki yazılarımda okuyacaksınız. 

Her neyse, şimdi gelelim ben neden bunları sorguluyorum ve yazıyorum?

Çocukluk yaşlarında yaptığım resimli romanlar dönemi hariç, tam elli yıldır resim yapıyorum. Dünya literatüründe deniz ressamı olarak biliniyorum. Ancak yirmili yaşlardan beri soyut resme büyük bir ilgi ve tutkum var. Tabii, soyut sanat ciddi bir alandır. Özellikle felsefe ve bilimde, psikoloji, psikanaliz, sosyoloji gibi alanlarda yeterlilik gerektirir. Bundan dolayı ben, yetmişli yılların başından itibaren bu konularda sayısız dergiler ve kitaplar okudum. Hâlâ da yoğun bir şekilde çeşitli bilimsel kitapları, yayınları okuyor ve izliyorum. Sonuçta gözlemlerimi, fikirlerimi soyut resim tarzında aktarmanın artık zamanı geldiğine karar verdim. Bunu da önceki duayen sanatçıların yaptığı şekilde yapıyorum. 

Bilindiği gibi Picasso, Kandinsky, Modrian, Klee gibi büyük ustalar, dönemlerinde gelişen bilimden, felsefeden etkilenerek ve yararlanarak bir düşünce, bir varlık yorumu oluşturmuşlardır. Bunları gerçekleştirirken de ulaştığı değerlendirmelerini kimi kitap halinde kimi de makale şeklinde dergilerde, gazetelerde paylaşarak deklere etmiş, tartışmaya açmışlardır. Kısaca hem kendileri hem de eserleriyle ilgili adeta sanata hesap vermişlerdir. Dolayısıyla ben de aynı doğruyu yapmak için önce varlıkla ilgili düşüncelerimi ve neyi niçin yaptığımı içeren izahları bir kitapçık da toplayacağım. Hali hazırda konuların makalelerini sanatseverlerle paylaşıyorum. Sanatın doğası gereği bu makalelerdeki yorumlar tümüyle tartışmaya açıktır.

Yukarıda da belirttiğim gibi, soyut sanat çok ciddi yeterlilik gerektiren bir uğraştır.

Dolayısıyla ne yaptığımın daha iyi anlaşılması için esprili şekilde açıklayayım; bu konulardaki fikirlerimi yazarak aslında toplumdan, sanatseverlerden soyut resim yapma ruhsatı almaya çalışıyorum! Tabii espriyle ifade ettim ama sanat, özellikle soyut sanat açısından yeterlilik çok önemli bir durumdur. Bu durumu Picasso, bir röportajında “Sanatçının ne yaptığı değil ne olduğu önemlidir.” diyerek çok net özetlemiştir.

Bilindiği gibi, günümüzde soyut sanatla ilgili sayısız değerlendirmeler, kitaplar ve de çoğu tutarsız birbirine zıt yorumlar, makaleler vardır. Ama hepsinin temelinde değişmez bir gerçeklik vardır. O da, soyut sanat adına ortada bir obje varsa ya da kullanılan, sunulan bir düşünce varsa hem kendisi hem de içeriği artık somuttur. 

Dolayısıyla soyut resim, aslında soyut bir unsuru, konuyu renkler, çizgiler, formlar kullanılarak somutlaştırma edimidir. Sanatçı ilgilendiği veya tasarladığı konuyu temsilen, kendince renkler, çizgiler, formlar tayin ederek konusunu somutlaştırmıştır. Yani eserin kendisi somut nesne olduğu gibi biçim, içerik de artık somuttur. Nedense bu gerçek hep göz ardı edilir.

Ancak bu gerçeklik, benim tüm sanat yorumlarımın, yazılarımın eksenindedir. Kısaca tekrarlarsak, soyut resim, konu ve sonuç ne olursa olsun bir somutlaştırma işinden başka bir şey değildir. Bu yüzden soyut resimlerin neredeyse tamamının isimleri somut, tanınan, bilinen isimlerden, kavramlardan oluşur. Tabi, bazı sanatçılar sadece “soyut” ismiyle sunarlar. Ancak bu resimler de soyut olamaz. Çünkü hiçbir şey anlatmasa da üzerinde renkler ve çizgiler formlar vs. vardır. Sanatçısı izah etmese de beynimiz kendi anlamını, hikâyesini uydurur. Çünkü böyle evirilmiştir. Ya da resim, bazı beyinlerin bilinçaltı bir durumuyla örtüşmezse, kısa yoldan “Bunu ben de yaparım.” sonucuna hükmeder. 

Her neyse, tüm bu karmaşık konuları “Sanat nedir, ne sanat değildir?” eksenindeki yorumlarımı bu köşede paylaşacağım. Öncelikle sanat manifestosu kitapçığımın başlıkları ve ayrıntılarıyla başlayacağım. 

Gelecek bölüm de en temel sorunsallardan biri “Hiçlik tanımlanabilir mi?”

Instagram

Twitter

Facebook

Linkedln

‘Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio’nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio’       

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir